1 Kas 2010

Hayat bâki ve fakat hayattakiler değil.Mülk bâki,lâkin mülkün kiracıları değil.



Ne hayatta,hayat içinde herhangi bir şeyden ne de bizâtihi hayattan,hayatın kendisinden mülkiyet talebinde bulunabilir.

Mülkiyet......

Dertlerin kaynağı,ıstırabın aynası,kökeni...sebebi değil sadece bizzat kendisi....iktidarın göstergesi.....sözümona beka'nın alâmeti...tutmanın,tutunmanın,kavramanın,kök salmanın,sözde dünyaya kazık çakmanın sahte tapusu...yetişkin çocukların,kendilerine dahi mâlik olamayanların sırf ayaklarını yere basmak,kendilerini güvende hissetmek için oynadıkları kazı-kazan oyunu...

Hayat bâki ve fakat hayattakiler değil.Mülk bâki,lâkin mülkün kiracıları değil.

Ne büyük ıstıraptır bekanın toprağında bâki olunamayacağını bilememek.

Ne habis bir urdur sâkini olunan dünyanın bir mesken olmadığından gaflet etmek.

Biz ikamet için seçildik,ikameti seçen biz değiliz.İkamet ikamet edenin ikamet ettiği yere yerleşmesi değil,vazgeçmesi ise hiçdeğil,bilakis ikamet ettiği yerden geçmesi demek.

Dünya,hiçbir zaman "kendisinde sükûn bulunan,sükûnet bulunan yer" anlamında bir mesken olmadı sâkinleri için.Sükûn ya da sükûnet mahalli,üzerinde ayakların kaydığı kaygan bir zemin olabilir mi?

Dünya,üzerinde kimsenin mülkiyet iddia etmesine izin vermeyecek kadar mülkiyet iddiacılarına yabancı.Evet o,o derece yabancı.Onunla anlaşmak onun sıkıntılarını anlamakla kabil.....yabancılığı kabul etmekle...geçiciliğe rıza vermekle ...asla tapusunu almaya çalışmakla değil.

Hiçbir zaman insanoğlunun mâliki olabileceği bir mülk olmadı dünya.Hiçbir zaman hiçbir kimseye mülkiyetini sunmadı;sadece kendisinin değil,kendisinde olanların mülkünü de sunmadı.

Mülkiyet talep etmemeli,geçerken şöyle bir uğradığımızın idrakinde olmalı.Sürekli yer değiştirmeyi düşünmek,sıkıntıdan ,bunaltıdan bunalmak,ahlayıp oflamak,huzursuz,karamsar,öfkeli,aksi,huysuz olmak,.....bütün bunlar gizli birer mülkiyet talebinin zuhurâtı.Mülkiyetini talep ettiklerimizden değil,bizden,kendimizden kaynaklanan hâller hepsi de.

Belki hatırlarsınız,hani şu yaşlı güvercinin çok pis koktuğu için sürekli yerini değiştiren genç güvercine öğüdünü.
"Boşuna yerini değiştirip durma,"demiş;"o koku yuvandan değil,senden geliyor."

Kokular,korkular,sıkıntılar,bunalımlar bu içinde yaşadığımız meskenden değil,o meskenin geçiciliğinin farkında olmayan sâkinlerinden,yani bizden geliyor..O halde kim kimden ve nereye kaçabilir?

Kendine mâlik olmayan,kendi mülkünde ikamet etmeyi beceremeyip dünyaya yönelen,yöneldikçe yönelimlerinin huzursuzluğunu yaşayan insanoğlu sükûneti özüne aykırı olan bir meskenden bekliyor;güya uyum gösterebileceğini sanıyor.

Ölümlü olmak uyumsuz olmak demek oysa! Ölümlü olan uyumlu olamaz.Uyumlu olmak ölümlü olmak değil,ölmek. Vazgeçmek değil,geçmek...geçeceğini bilerek,bile bile geçmek.....geçerken seyreylemek......seyrettiklerinin kendisini,mülkiyetini değil,seyrini talep etmekle yetinmek......yetmek değil,yetinmek.

Peki ya gönül mülkü?Asıl bize saltanatı sunan mülk,bu mülk.İşbu mülkün sultanı olmak varken,evet onunla hallenmek,ona yönelmek,istikameti ona çevirmek,onda ikamet etmek varken,insanoğlu niçin yaban ellerde üstelik bir yabancı olduğunu da bilmeksizin dünyaya yerleşmeyi ister,niçin daha kendine mâlik olamazken,bu dünyadan müliyet taleb eder? Oysa ölümün olduğu yerde,ne iktidar,ne ikamet,ne de mülkiyet olur.

Unutmamalı o halde,gafletin yegâne şifası ölümdür.


Dücane Cündioğlu -Kapı Yayınları Cenab-ı Aşk - Sf:118



 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder