4 Eyl 2010

Sevgiye dair.......

"Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" "Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Ermiş; "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine, "Şimdi..." demiş ermiş, "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

"İşte" demiş ermiş, "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman."
 
 
Yukarıda zikredilen kıssadan hisseden bu makaleyi okuma iradesi göstermiş olan herkes mutlaka bir pay çıkaracaktır.Sevgiye dair bir tanım yapmak onu sınırlandırmak olacağından yine de bu konuda dikkate değer bir kitaptan alıntılar yapmak istiyorum."-İnsanın ruhsal tekâmül* aracının özünde disiplinin olduğu bu disiplini meydaha getiren,besleyen enerji ve dürtü ya da gücün "sevginin" sağladığına olan inancımdır.İnsanın ruhsal gelişiminde son derece öneme haiz "sevgi"nin sözcüklerle ifade edilemeyecek,ölçülemeyecek ya da sınırlandıramayacak kadar derinliği olduğunu bilmekle beraber kitabın yazarının sevgi tanımı;insanın,kendisinin ve bir başkasının ruhsal tekâmülünü desteklemek amacıyla benliğini genişletme arzusu." olarak bir tanım yapmaktadır.
 
Bu tanımda özellikle ruhsal tekâmül üzerinde duruluyor.Bu süreçte sevgiden kaynaklanan davranışlarla,sevgi olmayan davranışların arasında en önemli ayırt edici özelliğin,sevgi duyanın(ya da duymayanın) zihnindeki şuurlu yada şuursuz bir amacın varlığıdır.Örneklersek;Annesinin çocuğuna olan sevgisi öyle bir boyuta varmış ki çocuğu lise son sınıfa gelene kadar kendisi için de zor olmasına rağmen hergün okula arabayla getirip götürmüş.Annenin bu tutumunun sevgiden başka bir şey olduğu bununla birlikte çocuğunun da büyüdükçe daha ürkek ve çekingen bir karakter yapısına sebep olmasında görmekteyiz.
 
Yine sevgi tanımında insan benliğinin genişletilmesi sürecinin bir tekâmüle imkan vermiş olması, sevgiyi şaşılacak derecede dairesel (dönücü) bir yapıya kavuşturuyor şöyle ki;insan sınırlarını başarılı bir şekilde genişletebildiği ölçüde sevmenin, başkasının gelişimini amaçlamış olsa bile aslında insanın kendisini tekâmül ettiriyor kısaca tekâmüle doğru uzakdıkça olgunlaşma süreci genişliyor,büyüyor.
 
Başkalarına duyulan sevgi aslında bizim de kendimize duyduğumuz sevgiyi de kapsıyor bir bakıma.İnsanları sevmek,sizi olduğu kadar kendimi de sevmem anlamına gelir.Kendini insanın ruhsal gelişimine adamak,kendimizi bir parçası olduğumuz türe de adamak olduğuna vurgu yapan yazar;burada karşılıklı bir alışverişe dikkat çekiyor her iki tarafında lehine olacak şekilde.Kendimizi sevemezsek başkalarını da sevemeyiz.Bu noktada bir atasözü geldi aklıma "-Kendine faydası olmayanın başkasına da faydasının olmayacağı."Bu durum kendi özdisiplinimize sahip olmadığımızda çocuklarımıza ( ya da diğer insanlarla olan ilişkilerimizi) da disiplin sahibi olmayı öğretemeyişimizle de doğru orantılıdır.Kendi ruhsal gelişimimizden,bir başkasının ruhsal gelişimi uğruna vazgeçmemiz gerçekten olanaksızdır.Bununla birlikte hem öz-disiplinimizden vazgeçmemiz,hem de bir başkasının bakımını üstlenecek kadar disipline sahip olmamızda mümkün değildir.Kendi gücümüzü besleyemediğimiz sürece başkaları için bir güç,esin kaynağı,motivasyon,model olmamızda söz konusu  olamayacaktır.Öz-sevgi ile başkalarına duyulan sevgi sadece el ele gitmekle kalmaz,sonunda ikisi birden ayırt edilemez hale gelir.
 
İnsanın sınırlarını genişletmesi elbette çaba ister.Birini sevdiğimizde bu sevgiyi gösterebilmenin ya da gerçek olduğuna inanılabilmesinin tek yolu emek vermek,sabretmek,kararlı olmak,vazgeçmemek yani birisi (ya da kendimiz) uğruna her daim bir adım fazla atmak yada yürümek gerekmektedir.Yine bu noktada bu hususu bir hadis-i şerif en veciz biçimde açıklamak ta "-İki günü bir olan ziyandadır."
 
Son olarak istekle eylem arasındaki farka dikkat çekiyor yazar,bunun için de "irade" sözcüğü önemli bir gösterge.İstek her zaman eyleme dönüştürülemiyor ne yazık ki,halbuki "irade" mutlaka eyleme dönüştürülecek kadar güçlü olan isteğin ifadesi oluyor.Günümüzde hemen herkes bir dereceye kadar sevgi duymak ister,ama aslında bir çoğu sevmez diyor kitabın yazarı ve devamla bu önermeden çıkardığı sonuç;sevme isteği,sevmek değildir.Sevgi,yaptıklarıyla belli olur.Sevgi bir irade olayıdır-yani sevgi de hem niyet vardır hem de eylem.İrade aynı zamanda tercihi gösterir.Sevmek zorunda değiliz.Sevmeyi seçeriz.Sevdiğimizi ne kadar sanarsak sanalım,eğer gerçekte sevmiyorsak,bu sevmemeyi seçtiğimiz içindir;bunun için de bütün iyi niyetimize rağmen sevemeyiz.Öte yandan da,ruhsal tekâmül için büyük bir çaba içine girmişsek bunun nedeni de böyle yapmayı seçmiş olmamızdır.Sevme tercihi yapılmıştır artık.
 
Sanırım sizlerde ne yönde bir tercih yaptığınızı daha iyi idrak edeceksinizdir.
 
Sevgiyle kalın................

 

 

*Tekâmül:  Kemâl bulma. Olgunlaşma.


kaynaklar;
 
1-) "Az seçilen Yol"-Dr.M.Scott.Peck-Akaşa Yayınları
 
2) http://www.donusumkonagi.net/makale.aspid=675&baslik=
dervis_kasiklari_&i=seckin_hikayeler




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder